26 Kasım 2015 Perşembe

Ormanlarıdan Aşağı

Bana baktım
Zamanım dışımda
Elimi tutsan
Uçup giderdi ruhum rüzgârla

11 Kasım 2012 Pazar

İlân-ı Âşk

Aşık aşkını ilân ettiğinde açık bir senet verir. "Tüm zamanlar için böylesin".

"O zaman öyle diyordun amma"daki "öyle deyiş", karşısındakinin öyle olmakta elbette değişerek de olsa devamının öngörülmesini de içerir, "senin bana karşı tavrından bağımsız olarak bir birey olarak, bir sorumluluk, bir aşık olarak ben böyleyim"i de.

Maşuk ya ilan yaprağını buruşturur yere atar, ki bunda bir sorun yoktur, ya da "ben de seni" der.

Maşuk'un "ben de seni"si maşuktan aşık yapmaz, bir karşılık vermiş olsa da. Ancak bir söz vermişlik durumuna düşürür. Sözü söz olmayan bir maşuk, insanlık değerinden kaybeder, aşık öylesini de böylesini de kabul etmiş olsa da. İnsanlığa ahdini tutmayan bir insan sevilse de, önceliğinden, biricikliğinden kaybeder, söner.

"Ben de seni" aşıklık mertebesine uçuş değildir. Aşık kıymeti biliştir. Aşığın gözünde zaten maşuk eşsizdir. Başka bir şey olması gerekmez.

Maşuk aşkta yarıştığında, aşktan sıkıldığında, sevilmekten ve sevmekten bıktığında, sevilmeye bayılıp sevme de rahvan gittiğinde aşkın bir terbiye olduğunu, yılların emeği ve diğerini öncelemeyi öğreniş olduğunun farkında değildir.

İnsanlar diğerkâmlıktan sonra gelen, ileri götüren bir hal sanmaktalar kendine saplanmışlığı, kendini düşünmeyi, kendinden düşünmeyi. Oysa diğerini keşfedişle başlar insanın farkında olabildiği, olabileceği kendiliği.

Sen karşındakini düşünüyorsun. O da kendisini düşünüyor. Hattâ bunun böyle olacağını savunuyor. Aşığın değerini düşürmez bu. Aşkın çeşmesini kurutur. Maşuğun değerini de aşık gözünde düşürmese de hakikat indinde/nezdinde düşürür.

"Aman hakikatli yar olsa"daki hakikatli zaten yardır. Hakikatini düşüren zalimleşir. Bir mecaz olarak zalimden, bir kavrayışsızlık olarak zulme.

Aşkı bekleyen, aşkı arayan kendisi için aradığında ve kendi mutluluğu için aradığında yaprağı dökülen güldür bülbülün karşısında. Bülbül gülün haline de ağlar, kendi haline de. Solan ve bir fidanın teki olan gül, bülbülü gülün dibine düşüremez. Uçurur.

Bülbülün kan vererek canlandırdığı, ayakta tuttuğu gül ise başkadır. Hikayesi hikmeti başka.

(Gözden geçirilecek. Düzeltilmedi)

14 Nisan 2012 Cumartesi

Bir Dağ Ne Kadar Ulu Olsa Kenarı Yol Olur

"Hakikî Aşk" bir kavram ya da ideal değil, bir yolda oluşta, praksiste üzerine konuşulan, tutulamayan, tanımlanıp kurtulamayacağımız bir açılış.

Terbiyesi bir el kitabı değil, yolda ve yolcu kalışa klavuz oluşu göze alabiliş için mecburî hizmet beklemeyen çağrı, ders, emanet bırakış.

Aşk, aşığın öğrencisidir. Aşıksız aşk aşk olmaz, aşkın sözcüsü, dili aşıktır. Aşk dilden çıktığında kopan güldür, her geceye bir gül açar, her bülbülle bir gül düşer.

Aşk sözü bir aşk dersidir. Aşık aşk öğrencisidir.



Ben yandım Seydî bilmez.

13 Nisan 2012 Cuma

Merhamet!

Merhamet eyleme gözlerimin yaşına. Spinozanın derdi folklorümüzün de derdi. "Benden nefret et ama bana acıma!" üzerine versiyonlar ne acımayı, merhameti yerin dibine geçiriyor ne de nefrete methiye düzüyor.

Aşkım ve Gururum. Acınası bir sürüngen olarak görülme korkusu aşığın kabusu. Gözyaşı, keder, iç çekişi iyi, şerefli ve haysiyetli oluşun ifadesi olmak zorunda. Maşukun gözünde dilençi olmakta tasavvuf devreye giriyor. Kibirin kırılması, kendine daha yüksek bir noktadan, insanlıktan bakabilme vazifesini de ediniş. Garantisi ve diploması olmayan, becerilerini en ufak bir duraklama veya duraksamada yitirebilecek olan, yitirişlerin kayba değil tecrübeye dönüşebildiği bir dünya.

Merhametten Maraz Doğar. Yerli kapitalizmin sloganıydı, toplum mühendisliğinin sol ya da sağ tüm kanatlarının ortak şiarı. Haksız da değil bir yerde. Merhamet hukuku da devreden çıkarır görünür. Hatanın tekrarlanma riskine suçsuz ama günahlı ortak oluş olarak da biçimlenebilir. Merhametin yadsınması merhametsizliğe övgü olduğunda ahlakın ve hukukun affedebilirlikten başlatılması imkansız kılınır, haklılık acımasızlığa, tarih yazımı tarihin şaşmaz akışı önermesinin teraneleşmesine kadar gider.

Tarihin Şaşmaz Akışı diye bir şey, evet hakikaten vardır. Ne akışın ruhban sınıfını, ne ezbercilerini şakşakçılarını tanır. Praksis dışında bir eyleme düşünme tarzı dışında hiç bir duruşa, iyiniyetli tembelliğe, ezbere acımaz. Praksisin de durum değerlendirmelere, hükümde acelesizliğe, eylemede tevazu içinde olmak, zamanı ve hayatı zorlamama kaydıyla kararsız kalmamalara ihitiyacı vardır. Karar'ın tecrübe ve hatadan dönebilirlik kapılarını tanımaya ihtiyacı, yatkınlığı vardır. Ezber düzelmeye açıklık olma kaydıyla taşınır.

Teorik Antihümanizm OlarakAcımasızlık Kıyamet Mühendisliğidir. Kıyametlerinin arafı olduğunu düşünmemek, sorumlulukları hafifletici gerekçelere ölesiye sarılmak egoistlik de değildir. Günah keçisi oluşlara katlanabilen bir soyluluk, fedakarlık, diğerkâmlık hayatların bütünlüğü, hakikatin kapsayıcılığı ve geleceğin herkese açıklığı anlamında bir tarihin şaşmaz akışına teslim olur. Tarihin şaşmaz akışı, tarihin o an sahibi gibi olanları da sırtından atacaktır. Bu intikamcı bir duygu da değildir çoğu kez, herşeyin yerli yerine oturacağını, temellerini bulacağını, yanlışların bağdatlardan döneceğini bilen bir düşünce geleneğine çekiliştir. Zıtların birliği ile de alâkası var  ama, uzatmayalım.

Merhamet eden Açısından Merhametlilik ölçü, had, hudud biliştir. Merhamet bilmeyen durmayı bilmez, frensiz, dizginsiz arabasını duvara sürer. Ulaşılmaz uzaklıkta ya da iki adım ötede siste saklı duvara. Merhamet kararını değerlendirmenin, sonucu görmenin, insana ve insanlığa şans vermenin olduğu kadar tereddütün de işidir. Tereddüt bazan korkaktır, bazan cesaretin, hakikate açık durabilmenin, eyleme ile doğruluk, hakikat, yerindelik, adaletin anlamı ve gerçekleşmesi arasındaki açıkların bilinciyledir.

Merhamete Uğrayan bir şans daha bulur. Hayatı söz konusuysa, bilinmezden korkmuyorsa bir şansı, bir şanssızlığı daha vardır. Hayatın ucu açıklığının bilinci sanıldığından yorucudur. Oflayan puflayan, yeni şans istemeyen hayat kaçağı değildir çoğu kez. Merhamet maşuktan geliyorsa bir lütufsa tabiyet ilişkisi daha ağır gelir. Aşkla tabi oluş, lütufun buyurganlığı ve tepeden bakışıyla zedelenir, incinir, tehdit altında kalır. Kendi yanlışıyla dahi bağımsızlığını yani gönüllülüğünü yitiren aşık gönül de yitirir.

Merhamet edenle edilenin birbirlerine yakın duruşları sorunludur. Tekrarlara da merhameti zorlar, tabilikle ömür boyu hatırlatıcılığı ile de...

Uzaklaşma Benden Öyle. Bir anlamıyla karşısında dik duramayacağından uzaklaşma, mesafe merhameti daha işlevsel kılar ama sınanmasını engeller. Merhametinin sınandığı insanlardan olmak, merhamet edilişle yaşamanın sınanması kadar güçtür.

Onu Uzaktan Sevmek Aşkların En Güzelidir çoğu Kez.


10 Nisan 2012 Salı

Aşkta Yanlış

Aşk ne yanlıştır, ne de doğru.
Aşk bir oluşun olmaya, oluşa açıklığa atılmışlığıdır.
İçten içe kaynayan bir sedef kutu şeklini kaybetmese de anlamını kaybederek yeni anlam bulur.
Her oluş, oluşum bir şeyin bir başka şeye de dönüşmesidir. Kendisi kalarak dönüşmesi de.

Aşk yanlışı doğru, doğruyu yanlış yapmaz.
Aşık yanılsar. Aşk yanlışa zorlanır. Aşk yönlendirilir. Aşk adına yanlış ne aşkı yanlışlar ne de doğrular.
Yanlışın öğreticiliği yanlışın yanlışlıktan çıkarılabilirliği, dönüşebilirliği ile alâkalıdır.

Yanlış nesnenin karşısında nesne olsa, özeneleştirerek nesneleşip özneleşse de aşık aşk öğreteceğini öğretir.

Git hata yap, yanlışlarda boğul demez aşk, yanlışı düzeltir, yanlışta da doğruda da öğretir aşk, ideal olanı, olabilirlik sınırındakini sınatır, sunar; hayatla da, en son anlamıyla da düzeltir.

Aşk her daim öğretir. Aşk karşısında gündelik herşey yanlıştır, dibe vurur bir bakıma. Olması gerektiği gibi olmadığından, olamadığından değil kendi mantığıyla sınandığından herşey sarahaten sınanmıştır.

Aşık hep yetersizdir. Aşk hep yetersizdir. Kazanmak için yetecek bir aşk derecesi, mertebesi yoktur. İnsan kazanacaksa kendisini kazanır. Aşkta en büyük gayretin, en derin fedakârlığın sınanması söz konusudur. Yetmeyen açık ve hür bir dünyada oluşana müdahale, talepkârlıktır. Geç kalmışlık, erken davranmışlık, çiğlik, pişkinlik, olgunluk, acemilik bin bir insiyatifin üstüste gelmesi neyin kazanılabileceğini, neyin kazanılamayacağını da öğretir.

Aşkta adalet bekleyen, bir gün adalet bekleyen, aşkın fırsat eşitliği olmadığını öğrenir. Geçmiş geleneklerin aşkı o kadar önemserken herkese şans veren örf ve adetlere dönüşmelerinin anlamını anlayamayan, adaletsizlikte sadece kendisini olgunlaştırır. Aşık toplum kurucu olduğunda aşksızdan temkinli olur.